Genel Gündem

Şu ana kadar 56 kongremizi sonuçlandırdık, 25 kongremiz kaldı

Ünal, TRT Haber canlı yayınında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

Boğaziçi Üniversitesindeki olaylara ilişkin soru üzerine Ünal, son derece nadide bir üniversitede bu tür olayların olmasının son derece üzücü olduğunu söyledi. Siyasi noktada olaylara bakıldığında, bazı siyasi partilerin temsilcilerinin, il başkanlarının orada olmasının doğru olmadığını dile getiren Ünal, sorun çözme mekanizmalarının bütün demokrasilerde belli olduğunu ifade etti. 

Üniversiteye hukuk dışı bir atama yapılmadığını vurgulayan Ünal, "Burada sorun çözmeye dönük bir adım var mı? Hayır. Yani en başından itibaren bir partinin il başkanı oraya gidip, orada çoğunluğu öğrenci olmayan gruplarla bir eylem planı hazırlamaları ve daha sonra meselenin bir provokasyona dönüşmesi, yani nasıl provokasyona dönüşmesi, işte kutsal değerlere dönük, orada Kabe'ye dönük ve bütün insanları derinden yaralayan, yeryüzündeki bütün Müslümanların kalbi ve kıblegahı olan Kabe'ye dönük bir eylem orada gerçekleşti ve insanlar bundan rahatsızlık duydular." diye konuştu. 

Bundan rahatsızlık duyan Boğaziçi Üniversitesi öğrencileriyle ilgili de fişleme olayının yaşandığını belirten Ünal, bu öğrencilerin isimlerinin yurt dışındaki diğer üniversitelere bildirmeye varıncaya kadar işin götürüldüğünü anlattı.

Ünal, "Burada biz Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin katıldığı bir eylem değil, öğrenciler üzerinden yürütülen bir provokasyon görüyoruz. Bugün CHP Grup Başkanvekili 'Çekin gençlerimizin üzerinden elinizi' diyor. Asıl burada öğrencilerin üzerinden elini çekmesi gereken kendi siyasi emellerine, kendi sokak hareketlerine, kendi demokrasi dışı eylemlerine zemin hazırlayan CHP siyasi aklının elini öğrencilerin ve gençlerin üzerinden çekmesi gerekiyor." dedi.

Olaylarda gözaltına alınanların bir kısmının serbest bırakıldığı hatırlatılarak "Madem terör iltisaklı neden serbest kaldılar?" şeklindeki eleştirilerin hatırlatılması üzerine Ünal, şöyle konuştu:

Onların sürekli hakaret ettikleri hakimler ve savcılar, yani Meclis kürsüsünden CHP Genel Başkanı bu ülkenin hakim ve savcılarına 'haysiyetsiz' dedi, 'satılmış' dedi, 'sarayın hakimi' dedi. Her türlü hakareti, bu ülkenin yargısına, mahkemelerine, hakimlerine her türlü hakareti yaptılar. Ama bu ülkenin hakimleri önlerindeki yasaya göre karar veriyor önüne bir dosya geldiğinde. Yasaya göre 2 yılın altındaki suçlarda tutuklama asıl olmadığı için tutuklama yasağı getirildi. Bir kişinin tutuklanmaması onun terör ile iltisaklı olmadığı anlamına gelmiyor."

"Cumhuriyet Halk Partisi her şeyden önce Boğaziçinden elini çekmelidir"

Gözaltına alınanların bir kısmının adli kontrolle serbest bırakıldığına işaret eden Ünal, "Buradan eğer bir siyasi istismar çıkarırsanız gayrimeşru ilan ettiğiniz mahkemelerin, gayrimeşru ilan ettiğiniz devletin kurumlarının, 'militan' dediğiniz valinin, kaymakamın ve oluşturmak istediğiniz kaosun sonuçlarını elde etmek adına buradan kullandığınız siyasi dil bu ülkeye zarar verir her şeyden önce. Yani Cumhuriyet Halk Partisi her şeyden önce Boğaziçinden elini çekmelidir, oradaki gençlerin üzerinden elini çekmelidir." diye konuştu. 

CHP'nin darbeci aklından hiç vazgeçmediğini söyleyen Ünal, şunları kaydetti:

"Geçmişteki darbe ve müdahale zeminlerini elinden kaybeden CHP, bugün artık sokaktan medet umuyor ki şunu unutmasın: CHP, bugün İçişleri Bakanlığımız da ifade etti, birileri artık millete ait bu devletin gücünü sınamaya kalkışmasın, bu milletin huzurunu bozmaya kalkışmasınlar, öğrencilerin üzerinden, gençlerin üzerinden ellerini çeksinler. Sokağa çıkardıkları CHP İl Başkanının WhatsApp gruplarında öğrencilerin nasıl koordine olacaklarını, nasıl yemek ve erzak sağlayacaklarını, polise nasıl mukavemet göstereceklerini anlatan İstanbul il başkanının WhatsApp gruplarında geçen diyalogları var. Şimdi siz siyaset mi yapıyorsunuz, yoksa sokak hareketlerini örgütleyen bir yapıya mı dönüştünüz?"

Yeni anayasa 

Ünal, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yeni anayasaya yönelik ifadelerinin hatırlatılması üzerine, AK Parti döneminde ciddi bir demokratikleşme süreci yaşandığını söyledi. Yeni anayasa tartışmalarının bugün başlamadığını, geçmişte TBMM'de oluşturulan komisyonda partilerin yaklaşık 61 madde üzerinde anlaştıklarını anımsatan Ünal, "Türkiye'nin kaçınılmaz olarak 82 yılında yapılmış, hele hele bir darbeci cunta tarafından yapılmış ve artık yamalı bohçaya dönüşmüş bu Anayasa'yı değiştirmesi gerekiyor." ifadelerini kullandı. 

Muhalefetin güçlendirilmiş parlamenter sistemden bahsettiğini söyleyen Ünal, "Güçlendirilmiş parlamenter sistemi savunanlar ne yapacaklar? 2007'deki halk oylamasını yok mu sayacaklar? Güçlendirilmiş parlamenter sistemi savunanlar tekrardan Cumhurbaşkanı'nın Meclis tarafından mı seçilmesini sağlayacaklar?" dedi. 

CHP, İYİ Parti ve HDP'nin 2018'de bir anayasa çalışması yaptıklarını ve basına sızdığı kadarıyla hem Cumhurbaşkanı'nın hem başbakanın parlamento tarafından seçilmesine dönük bazı düzenlemeler konuşulduğunu dile getiren Ünal, "Sonuçta zayıf olan bir şey güçlendirilir, anladığım kadarıyla parlamenter sistemin zayıflığını öncelikle bunlar kabul ediyorlar. Dolayısıyla nasıl güçlendireceklerine dair de bir fikirleri olduğunu düşünmüyorum." diye konuştu. 

Yeni anayasa çalışmalarında nasıl bir yöntem belirleneceğine ilişkin soru üzerine Ünal, "Öncelikli olarak şu anda Adalet Bakanlığı, İnsan Hakları Eylem Planı ile ilgili bir takvimlendirme gerçekleştirecek. İnsan Hakları Eylem Planıyla ilgili ve genel çerçevede yargı reformuyla ilgili bir takvimlendirmeyi öncelikli olarak göreceğiz. Ondan sonraki süreçte de bütün bu reformların taçlandırılması anlamında topluma yeni sivil bir anayasa sunmak, yeni bir toplum sözleşmesi sunmak çerçevesinde de bir anayasa çalışması yapılacak." ifadelerini kullandı. 

AK Parti kongreleri

Ünal, parti olarak kongrelere odaklandıklarını belirterek "Şu ana kadar 56 kongremizi sonuçlandırdık, 25 kongremiz kaldı. Yaklaşık yüzde 70 oranında bir yenileşme sağlandı ki bu siyasi anlamda çok önemli, teşkilatlarla ilgili. Martın son haftası gibi de büyük kongremizi planlıyoruz. Şu anda tam tarih belli değil ama martın son haftası olarak düşünülüyor." dedi.

Bir soru üzerine Adalet Bakanı Abdulhamit Gül'ün İnsan Hakları Eylem Planıyla ilgili bir sunum yaptığını söyleyen Ünal, "Şimdi bunun kamuoyuyla paylaşılmasına dönük bir takvimlendirme gerçekleşecek. Tabii İnsan Hakları Eylem Planıyla ilgili bu takvimlendirmenin içerisinde TBMM'nin yapacağı bazı yasal düzenlemeler de mutlaka olacak." diye konuştu. 

Siyasetteki ittifakların yeni anayasa konusunda uzlaşıp uzlaşamayacağına ilişkin değerlendirmesinin sorulması üzerine Ünal, siyaset kurumunun sorun çözme sorumluluğuyla hareket ettiğini, eğer siyaset yapılıyorsa toplumsal taleplerin, hassasiyetlerin dikkate alınması ve bunun çözüme kavuşturulması gerektiğini vurguladı.

Siyasetin meşru zeminde yapıldığını söyleyen Ünal, şöyle devam etti:

"Siyasetçi, siyaset yaptığı toplumun, ülkenin yasasını, hukukunu, kurumlarını meşru kabul ederek siyaset yapar. Şimdi bunların yaptığı anti siyaset. Anti siyasetin amacı da demokrasiye müdahale zemini oluşturmaktır, bunun diğer adı da yıkım siyasetidir. Şimdi karşımızda meşru zeminde konuşan, mesela referandumu, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini, seçilmiş Cumhurbaşkanı'nı gayrimeşru sayıyor. 'Saray rejimi' diyerek seçilmiş Cumhurbaşkanı'nı ötekileştiriyor. 'Sarayın polisi, halkın polisi, sarayın hakimi, halkın hakimi' gibi bölücü, ötekileştiren ayrımcı bir dil kullanıyor."

Siyaset üstü meselelerde de benzer durumların yaşandığını anlatan Ünal, "Yani ne uluslararası konuda Türkiye'nin yanında duran ne de siyasette meşru bir zeminde duran bir dil ve söylem var karşınızda. Biz hep ne diyoruz? Diyoruz ki 'Biz Türkiye'nin yanında duran herkesle konuşuruz'." ifadelerini kullandı. 

"İkiyüzlülükle karşı karşıyayız"

Fransa'da, Hollanda'da, Danimarka'da çeşitli olayların yaşandığını ancak bununla ilgili Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliğinin ya da ABD'nin bir açıklama yapmadığını hatırlatan Ünal, "Trump'ın şiddet çağrısı yaptığı için cezalandırılması gerektiğini söyleyenler Türkiye'de 6-7 Ekim olaylarını başlatan, şiddet çağrısı yapan, isyan çağrısı yapan, 52 kişinin ölümüne neden olan bir anlayışın masum olduğunu söylüyor. Şimdi burada açık bir şekilde bir ikiyüzlülükle karşı karşıyayız." diye konuştu. 

İsviçre'nin protesto eylemlerini terör eylemi sayacağına dönük bir yasal düzenleme yaptığını, Fransa'nın dernekler kanunu çıkardığını, Almanya'nın benzer düzenlemeler yaptığını hatırlatan Ünal, şöyle devam etti:

"Bu ülkelerde demokrasi daha çok güvenliği ve özgürlüğü yaşamanın alt zeminini ve kamu düzenini sağlamadan, güvenlik olmadan özgürlük olmayacağı yönünde adımlar atarken şimdi siz kalkıp Türkiye'de vandallığı, şiddet çağrısını, kamu düzenini bozucu hareketleri, yasa tanımayıcı davranışları özgürlük olarak tanımlayamayız. Trafikte bile trafik güvenliğini sağlamadan sürüş emniyetini ve sürüş özgürlüğünü sağlayamazsınız. Trafikte bile bu böyleyken siz yasayı tanımayacaksınız, hakimi tanımayacaksınız, kamu düzenini tanımayacaksınız, polise 'katil polis' diyeceksiniz, devlete 'seri katil' diyeceksiniz, peki sonra diyeceksiniz ki 'Bu konularda ben özgür olmak istiyorum'. Cumhurbaşkanımıza 2020 içerisinde 15 bin ağır hakarette bulunulmuş. Bunlarla ilgili dava açıldığı zaman 'Yasanın arkasına saklanarak baskı yapıyor' diyeceksiniz ama siz her türlü eleştiriyi hakaret olarak gidip mahkemeye vereceksiniz. Peki siz bu mahkemelere gidip kendinize hakaret edildiğinde hakaret davası açıyorsunuz ama Cumhurbaşkanı hakaret davası açtığında diyeceksiniz ki 'Yasanın arkasına sığınarak baskı uyguluyor' diyeceksiniz." 

"Öncelikle dürüst olmaları gerek." ifadesini kullanan Ünal, "Öncelikle yasanın, Anayasa'nın meşruiyetini tanımanız gerekiyor. Kemal Kılıçdaroğlu başörtü yasağını nasıl savunuyordu, biliyor musunuz? 'Devletin kuralları var' diye savunuyordu. Siz dün 'Devletin kuralları var' diye başörtü yasağını savunacaksınız ama bugün vandallığı, şiddeti ve terörü 'devletin kuralları var' demeyeceksiniz, devletin kurallarını yok sayarak vandallığı, şiddeti ve terörü savunacaksınız. Bu zeminde aklıselim yoktur, bu zeminde makul bir şekilde konuşamazsınız. Önce aklıselime gelsinler, devletin kurallarını, yasaları kabul etsinler." diye konuştu. 

Yasa değişikliğinin TBMM'de yapılacağını söyleyen Ünal, "Ama siz sokakta 'Yasayı tanımıyorum, katil polis, seri katil devlet' diyemezsiniz. O zaman biz kamu düzenini, özgürlüklerimizi, güvenliğimizi nasıl sağlayacağız?" diye sordu.

Ünal, "demokrasiyi korumak için terör örgütleriyle mücadele edildiğini" ifade ederek şunları kaydetti:

"Üniversitede öğrencilerimiz bizim evlatlarımızdır. Biz teröre iltisaklı, şiddeti ve silahlı mücadeleyi çözüm olarak gören birilerinin üniversitelerimize sızıp, üniversitelerimizde marjinal grupların şiddet yanlısı, silahın bir çözüm olduğunu düşünen, polise 'katil', devlete 'seri katil' diyen anlayışların üniversitelerimizde olmaması için mücadele ediyoruz. Tabii ki üniversitelerimiz özerktir ama hiç kimse de üniversitelerimizi demokrasimizi ve demokratik siyaseti tehdit edecek, şiddeti, silahlı mücadeleyi, devlete karşı örgütlenmeyi sağlayacak bir merkez haline getirmeye kalkışmasın. Hele hele bunu DHKP-C sempatizanı, taraftarı bir il başkanı yapmaya hiç kalkmasın. Onun işi siyaset, buyursun meşru zeminde siyasetini yapsın."